Thales: Düşüncenin Suyla Başladığı An
Thales’i yalnızca “ilk filozof” diye anmak, onu tarihin soğuk bir başlığına indirgemek olur. O, aslında insan zihninin mitten kopup kendisiyle konuşmaya başladığı ilk anın adıdır. MÖ 6. yüzyılda Miletos’ta, denizin ve ticaret yollarının ortasında yaşayan bu adam, gökyüzüne bakıp şimşekleri tanrısal bir öfke olarak değil, anlaşılabilir bir düzenin işareti olarak görmeye cesaret eden ilk kişidir.
Thales’in büyüklüğü, çok şey söylemesinde değil; ilk defa “neden?” sorusunu tanrılardan bağımsız sormasında yatar.
Felsefesi:
Su ve Sessiz Bir Devrim
Thales’in “Her şeyin arkhesi sudur” sözü, yüzeyde basit görünür. Oysa bu cümle, insan düşüncesinde sessiz ama geri dönülmez bir kırılma noktasıdır.
Bu söz şunu ilan eder:
Evren, kutsal bir masal değil; anlaşılabilir bir bütündür.
Neden Su?
Su, Thales için yalnızca fiziksel bir madde değildir.
Su;
Akışkandır ama yok olmaz
Şekil değiştirir ama özünü korur
Hayat verir, besler, dönüştürür
Bu anlamda su, varoluşun metaforudur. Thales, evreni sabit ve donuk bir yapı olarak değil; sürekli oluş hâlinde bir gerçeklik olarak düşünür. Bu, ileride Herakleitos’un “aynı nehirde iki kez yıkanılmaz” sözünde yankılanacak bir sezgidir.
Thales’in suyu seçmesi, bir bilimsel hipotezden çok varlığa dair şiirsel bir sezgidir—ama şiiri mitolojik değildir; gözleme yaslanır.
“Her Şey Tanrılarla Doludur”: Yanlış Anlaşılan Bir Cümle
Bu söz çoğu zaman Thales’i yeniden mite yaklaştırır gibi görünür. Oysa burada kastedilen, antropomorfik tanrılar değildir.
Thales’in anlatmak istediği şudur:
Doğa ölü değildir. Evren edilgendir değil; etkindir.
Bu düşünce, erken bir bilinç sezgisi taşır. Taşın, mıknatısın, suyun bir etkisi vardır; hareket ettirir, dönüştürür. Thales için bu etkinlik, kutsallığın yeni biçimidir. Tanrı artık Olimpos’ta değil; varoluşun içindedir.
Bu yaklaşım, insanı merkeze koymaz. Aksine, insanı evrensel düzenin küçük ama düşünen bir parçası hâline getirir.
Edebi Kişiliği: Yazmayan Ama İz Bırakan
Filozof
Thales’in elimizde bir kitabı yoktur. Cümleleri bize başkalarının aktardığı kırıntılar hâlinde ulaşır. Ama bu, onun edebi bir kişiliği olmadığı anlamına gelmez.
Aksine…
Thales’in dili:Kısa, Yoğun, İmgesel Sarsıcı derecede sade
Onun düşüncesi, uzun anlatılar kurmaz; bir taşı suya atar ve halkaların yayılmasını izler. “Her şey sudur” cümlesi, edebî açıdan da güçlüdür; çünkü okuru zorlar, düşündürür, rahatsız eder.
Bu yönüyle Thales, yazıdan önce gelen bir edebiyatın temsilcisidir:
Fikrin edebiyatı.
İnsani Yanı: Gülünç ve Bilge
Antik anlatılarda Thales’in yıldızlara bakarken bir kuyuya düştüğü anlatılır. Bu hikâye boşuna aktarılmaz. Burada sembolik bir anlam vardır:
Hakikate bakan insan, yere bakmayı unutabilir.
Thales ne bir azizdir ne de dokunulmaz bir figür. O, düşer, yanılır, alay edilir. Ama yine de göğe bakmaktan vazgeçmez. Bu, onu yalnızca bir filozof değil; insani bir figür yapar.
Mirası: Bir Kapının Açılması
Thales’ten sonra gelen tüm felsefe—Platon, Aristoteles, hatta modern bilim—şu varsayımı ondan devralır:
Evren, akılla anlaşılabilir.
Bu basit ama sarsıcı kabul, insanlık tarihinin yönünü değiştirir. Thales, cevaplar vermekten çok soru sormanın yolunu açmıştır.
Sonuç Yerine
Thales, suyu seçtiği için değil;
tanrıları susturup aklı konuşturduğu için büyüktür.
O, insan düşüncesinin çocukluk anıdır. Saf, eksik, cesur…
Ve hâlâ içimizde bir yerde, aynı soruyu fısıldar:
“Gerçekten her şey, sandığımız kadar kutsal mı; yoksa yalnızca anlaşılmayı mı bekliyor?”